Erkenek Medya

Hayata dair meraklar, burçlara dair renkli okumalar

Şaşırtıcı Bilgiler

Vücudun En Küçük Kemikleri Sesi Nasıl Taşır?

İşitmenin tamamı, orta kulakta yer alan üç minik kemiğe bağlıdır. Bu kemiklerin bu kadar küçük olması bir eksiklik değil, işin doğrudan gereğidir.

İnsan vücudunda pek çok büyük ve güçlü kemik vardır; ama işitmenin tamamı, bir araya geldiğinde bir bozuk paranın üstüne sığabilecek kadar küçük üç kemiğe bağlıdır. Orta kulakta yer alan bu üç minik parça, doğduğumuzda neredeyse yetişkin boyutundadır ve ömür boyu büyümez. Vücudun en küçük kemikleri olmalarına rağmen, havadaki en zayıf titreşimleri iç kulağa taşıma işini onlar üstlenir. Küçük olmaları bir eksiklik değil, işin gereğidir.

Üç Küçük Kemik Nerede Durur?

Kulak zarının hemen arkasında, havayla dolu küçük bir boşluk bulunur. Bu boşlukta birbirine eklemlerle bağlanmış üç kemik sıralanır. İlki kulak zarına yapışıktır, sonuncusu ise iç kulağa açılan küçük bir pencereye dayanır. Aradaki kemik ikisini birbirine bağlar. Böylece zarın hareketi, kesintisiz bir zincir hâlinde iç kulağa iletilir. Zincirin herhangi bir halkasında oluşan bir sertleşme ya da kopukluk, işitmeyi doğrudan etkiler.

Neden Bu Kadar Küçükler?

Ses dalgaları havada çok küçük basınç değişimleri olarak yolculuk eder. Bu titreşimleri iletecek parçanın kendisi ağır olsaydı, hareket etmesi için çok daha fazla enerji gerekirdi ve zayıf sesler yolda kaybolurdu. Hafif bir cismin harekete geçmesi kolaydır ve durması da hızlıdır. İşitme, hem çok sessiz sesleri duymayı hem de birbirini izleyen sesleri ayırt etmeyi gerektirdiği için, iletim zincirinin mümkün olduğunca hafif olması gerekir. Küçüklük burada doğrudan hassasiyet demektir.

Havadan Sıvıya Geçişin Sorunu

Bu üç kemiğin çözdüğü asıl mesele şudur: dış kulakta ses havada ilerler, iç kulakta ise sıvı içinde ilerlemek zorundadır. Havadan sıvıya geçen bir titreşimin büyük bölümü normalde yüzeyden geri yansır; suya bağırdığınızda sesin altta duyulmaması bununla ilgilidir. Kemik zinciri, bu kaybı telafi eden bir kaldıraç gibi çalışır. Geniş olan kulak zarında toplanan hareket, çok daha küçük bir yüzeye aktarıldığı için basınç artar ve titreşim sıvıya geçebilir.

Yani bu üç kemik sesi yükseltmez; sesi geçirilebilir hâle getirir. Onlar olmasaydı işitme tamamen kaybolmazdı ama duyduğumuz sesler bugünkünden çok daha zayıf olurdu.

Kendi Kendini Koruyan Bir Düzen

Orta kulakta bu kemiklere bağlanan çok küçük kaslar da vardır. Ani ve yüksek bir ses geldiğinde bu kaslar kasılarak zinciri biraz sertleştirir ve iletimi kısar. Böylece iç kulağa ulaşan enerji azalır. Bu tepki oldukça hızlıdır ama ani patlama seslerine yetişemeyecek kadar geç kalabilir; sürekli gürültüye karşı da yorulur. Bu yüzden kulak, kendi koruma düzenine sahip olmasına rağmen yüksek sese uzun süre maruz kalmaya dayanıklı değildir.

Basınç ve Küçük Bir Kanal

Kemiklerin bulunduğu boşluğun dışarıyla basıncının eşit olması gerekir. Bu iş için orta kulaktan geniz bölgesine uzanan ince bir kanal bulunur. Yutkunduğunuzda ya da esnediğinizde bu kanal kısa süreliğine açılır ve basınç dengelenir. Yüksek bir yola çıkarken ya da uçakta kulağın tıkanması, bu dengelemenin gecikmesinden kaynaklanır. Kulak zarı basınç farkı yüzünden gerildiğinde titreşemez hâle gelir; ses geçici olarak boğuklaşır. Denge kurulduğunda işitme normale döner.

Zincir Bozulunca Ne Olur?

Bu küçük kemikler zamanla sertleşebilir, eklem yerlerinde hareket kısıtlanabilir ya da uzun süren orta kulak sorunları zinciri etkileyebilir. Böyle durumlarda iç kulak sağlam olsa bile sesler zayıf duyulur. Kendi sesini olduğundan yüksek duymak, ortamdaki konuşmaları anlamakta zorlanmak ya da tek kulakta belirgin bir azalma gibi durumlar, iletimle ilgili bir sorunun işareti olabilir. Bu tür değişiklikler bir hekim değerlendirmesini gerektirir; ev koşullarında ayırt edilmesi mümkün değildir.

Küçük Parçanın Büyük Payı

İşitmeyi düşündüğümüzde aklımıza genellikle kulak kepçesi ya da beyin gelir. Oysa aradaki bu üç küçük kemik olmasaydı, kepçenin topladığı sesin çok azı işe yarardı. Milimetrelerle ölçülen bir zincir, konuşmayı anlamayı, müziği ayırt etmeyi ve arkadan gelen bir uyarıyı fark etmeyi mümkün kılar.

Vücutta büyük olanın önemli, küçük olanın ikincil olduğu varsayımı çoğu zaman yanıltır. İşitme örneğinde olduğu gibi, işin niteliği bazen doğrudan küçüklüğü zorunlu kılar. Bir kemiğin bir santimetreden kısa olması, onu vücudun en hassas mekanik düzeneklerinden birinin parçası yapmıştır. Kulağı korumak da bu ölçeği hatırlamakla başlar: bu kadar küçük bir zincire binen yükü hafif tutmak, uzun vadede işitmeyi koruyan en sade önlemdir.