Erkenek Medya

Hayata dair meraklar, burçlara dair renkli okumalar

Kişisel Gelişim

Çocuğun Kendi Kararını Vermesine Alan Açmak

Karar verme denenerek gelişen bir beceridir. Sınırlı seçenekler sunmak, sonuca izin vermek ve müzakere edilebilir olanı net ayırmak bu kası yıllar içinde güçlendirir.

Çocuk yetiştirmenin en sinsi tuzaklarından biri, iyi niyetle kurulan bir aşırı korumadır. Ebeveyn, çocuğun hata yapmasını, üzülmesini ya da zaman kaybetmesini istemez; bu yüzden kararları hızlıca kendisi alır. Hangi kazak giyilecek, hangi ders çalışılacak, hangi arkadaşla oynanacak. Zamanla çocuk, seçim yapması gereken anlarda yetişkine bakmayı öğrenir.

Oysa karar verme, tıpkı yürümek gibi denenerek gelişen bir beceridir. Hiç denenmemiş bir kas güçlenmez. Ergenlik geldiğinde birden "artık kendi kararlarını ver" demek, yıllarca kullanılmamış bir kastan performans beklemeye benzer. Bu yüzden alan açmak erken başlamalı ve yaşa göre büyümelidir.

Küçük seçimlerle başlamak

Üç yaşındaki bir çocuğa günün programını sormak anlamsızdır, ama iki kazak arasında seçim yaptırmak son derece işlevlidir. Sınırlı seçenek sunmak, hem çocuğa kontrol duygusu verir hem yetişkini kaosa sürüklemez. "İstediğini giy" ile "bu ikisinden hangisi" arasındaki fark, bu dengeyi kurar.

Bu küçük tercihler zamanla büyür. Kahvaltıda ne yiyeceğinden hafta sonu hangi etkinliğin yapılacağına, oradan kendi odasının nasıl düzenleneceğine uzanır. Her aşamada verilen alan biraz genişler ve çocuk bu genişlemeyi kendi becerisiyle kazandığını hisseder.

Kararın sonucuna izin vermek

Alan açmanın en zor kısmı, kötü kararın sonucunu yaşamasına izin vermektir. İnce ceket seçen çocuk üşür, ödevini erteleyen çocuk sabah aceleye kalır. Bu küçük rahatsızlıklar, yüzlerce uyarıdan daha öğreticidir çünkü doğrudan deneyimlenir.

Burada önemli olan, sonucu bir ders vesilesine çevirmemektir. "Ben demiştim" cümlesi öğrenmeyi silip yerine utanç koyar. Sessiz kalmak, gerekirse "bir dahakine ne yaparsın" diye sormak yeterlidir. Çocuk zaten sonucu yaşamıştır; ayrıca hatırlatılmaya ihtiyacı yoktur.

Müzakere edilebilir olanı ayırmak

Her konu tartışmaya açık değildir. Güvenlik, sağlık ve temel aile kuralları pazarlık dışıdır ve bunun net olması çocuğu rahatlatır. Sınırların belirsiz olduğu evlerde çocuk sürekli test eder; net olduğu evlerde ise enerjisini gerçek tercihlere ayırır.

Sınırların gerekçesini kısaca açıklamak da faydalıdır. Uzun bir savunmaya girmeden verilen tek cümlelik bir sebep, kuralı keyfi olmaktan çıkarır ve çocuğun onu kendi aklıyla kavramasına imkân tanır. Anlaşılan kural, ezberlenen kuraldan çok daha uzun ömürlüdür.

Bu ayrımı açıkça söylemek işi kolaylaştırır: "Araba koltuğu tartışılmaz, ama hangi müziği dinleyeceğimizi sen seçebilirsin." Böylece çocuk hem sınırı hem alanı aynı cümlede görür. Kısıtlamanın keyfi olmadığını anlamak, itirazı azaltır.

Aceleyi düşürmek

Karar vermeye alan açmanın önündeki en büyük engel genellikle zamandır. Sabah telaşında çocuğun ayakkabısını kendi bağlamasını beklemek imkânsız gelir. Bu yüzden alan açmak, çoğu zaman bir tutum değişikliğinden çok bir planlama meselesidir; on dakika erken kalkmak, ilkeleri savunmaktan daha etkili olabilir.

Zaman baskısı olmadığında verilen alanın kalitesi de yükselir. Hafta sonu sabahları ya da tatil günleri, çocuğun kendi kararlarını deneyebileceği en uygun aralıklardır. Bu günlerde yapılan küçük denemeler, hafta içi telaşında kaybedilen fırsatları büyük ölçüde telafi eder.

Yoğun günlerde her şeyi çocuğa bırakmak zorunlu değildir. Haftanın bazı anlarını "çocuğun karar verdiği zaman" olarak ayırmak bile fark yaratır. Süreklilik, mükemmellikten daha önemlidir.

Fikrini gerçekten sormak

Aile kararlarında çocuğun fikrini sormak, sadece nezaket değil bir eğitimdir. Nereye gidileceği, hangi filmin izleneceği ya da mutfak düzeninin nasıl değişeceği gibi konularda görüşü alınan çocuk, düşüncesinin bir ağırlığı olduğunu öğrenir.

Karar verirken zorlanan çocuğa yardımcı olmanın yolu, onun yerine seçmek değil düşünmesini kolaylaştırmaktır. Seçeneklerin artılarını ve eksilerini birlikte sesli düşünmek, çocuğa kullanabileceği bir yöntem bırakır. Böylece kazanılan şey tek bir kararın sonucu değil, karar verme alışkanlığının kendisi olur.

Kararsızlık karşısında sabırlı olmak da gerekir. Bazı çocuklar seçim yapmakta doğal olarak yavaştır ve acele ettirildiklerinde tamamen çekilirler. Onlara birkaç saniye fazladan vermek, çoğu zaman kendi tercihlerini bulmalarına yeter.

Elbette her fikir uygulanmayacaktır ve bu da öğreticidir. Önemli olan, fikrin dinlendiğinin ve neden başka bir yol seçildiğinin açıklanmasıdır. Kendi kararını verebilen yetişkinler, çocukken kararları dinlenmiş insanlardır; bu beceri bir gün aniden ortaya çıkmaz, yıllar içinde küçük tercihlerle birikir.